7 Ağustos 2009 Cuma

Ressamın Bahçıvanıyla Marul Üzerine Sohbeti - Henry Ceuco



Ressamın Bahçıvanıyla Marul Üzerine Sohbeti - Henry Cueco


Yazan: nazimo Kategori: Kategori Dışı

Paris’li ünlü ressam Henry Cueco yaz aylarında gittiği sayfiye evinde, bahçesiyle ilgilenen bahçıvanıyla yıllar boyunca yaptığı kısa sohbetleri kitaplaştırmış. Aslında arka kapak yazısı, kitap hakkında gayet  yeterli bilgi içeriyor. Ama ben yine de bir kaç cümle eklemek istedim.

Kitap, aynı konuşulduğu gibi yazılmış, okunması çok kolay. Bir bahçıvanla, bir ressamın önce bahçecilik ile başlayan, tanışıklıkları ilerledikçe günlük hayat gaileleri üzerine yaptığı sohbetler, zaman içerisinde bu iki adam arasında yıllar süren derin bir dostluğa dönüşüyor. Sanki birlikte günlük hayatın felsefesini yapıyorlar. Siz de onlarla birlikte hayatınızdaki sıradan olaylar üzerine düşünmek ihtiyacı hissediyor, karşılaştırmalar yapıyorsunuz.
Ressamın dünyası bahçıvana çok yabancı. Tarlasında yetiştirdiği ve günlük diyetinin bir parçası olan patatesleri ressamın tuvali üzerinde görmek onun için gerçekten şaşırtıcı oluyor.
“…inanmıyorum, şimdi de bir patatesin portesini yapıyorsun, üstelik doğal büyüklüğünde, birebir benzeyen bir porte! Ismarlama mı?…”
 

6 Ağustos 2009 Perşembe

Körleşme - Elias Canetti



Körleşme – Elias Canetti


Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Bu kitabı okurken çok zorlandım. Nedenlerini ilerleyen satırlarda anlatacağım. Bu yazıyı yazarken de aynı sebeple çok zorlandım. Kitap hakkında düşündüklerimi nasıl ifade edeceğime karar vermek çok güç oldu. Bu nedenle öncelikle kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Körleşme, düşünce ile gerçeklik arasındaki sürekli savaşımın görkemli bir simgesidir; dünya kargaşasındaki insanoğlunun yükselişini ve çöküşünü dile getiren bir anıt-romandır. Çağımız edebiyatının ağırlık noktalarını oluşturan tek bir konu yoktur ki, bu romanda işlenmiş olmasın. Körleşme, gerçekte büyük bir dehşetin romanıdır; görünüşteki bireysel boyutlar içerisinde, körleşmiş düşünce ve körleşmiş toplum gibi ana temellerden kaynaklanan, bu körleşmenin korkunç sonuçlarını sergileyen bir çağdaş destandır. Yarı cehennem, yarı dünya dekorlarından oluşma bir sahnede Canetti’ nin gözler önüne serdiği, gerçekte tüm yanılsamaları, düşünceleri ve egemen değer yargılarıyla, bütün bir kültürün çöküşünden başka bir şey değildir.”

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Yatağında Yalnız mısın? - Eski Japon Ozanlarından Aşk ve Özlem Şiirleri



Yatağında Yalnız mısın? - Eski Japon Ozanlarından Aşk ve Özlem Şiirleri


Yazan: nazimo Kategori: Kategori Dışı

Bu küçük kitap 7. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında yaşamış kadın ve erkek Japon ozanlarına ait küçük şiirlerden oluşmaktadır. Japon saraylarının içinde doğan ve yaşayan kadınlar, hayatlarının merkezi olan aşıklarına zekalarını, entelektüel birikimlerini, nüktedanlıklarını, aşklarını ve şehvetlerini gösterecek şekilde küçük şiirler yazdılar ve aşıkları da onlara şiirler yazdı.

Kitaptaki şiirleri okurken, beni en çok etkileyen, kısacık 4-5 satırla, bu kadar çok duygunun karşı tarafa geçirilmesi oldu. Ağırlıklı olarak kadın şairlerden oluşan bu seçkide 31 adet şairin şiirlerine yer verilmiş.

Kitabın Öndeyişinden;
“Ariake ya da “sabaha karşı solup yiten ay”, eski Japon saraylarında “aşk” la ilişkilendirilen bir imgeydi. Aşk yorgunu iki sevgili, bilirdi ki, gündoğumu yaklaşırken ay batı tepelerine yol aldığında, çok geçmeden ayrılmak zorunda kalacaklar. Erkek, alacakaranlıkta kalkıp, el yordamıyla yelpazesini aranırken; kadın, giysilerini giydirir, elleriyle saçlarını tarar, kapıya kadar uğurlardı sevdiğini. Solgun ay, gökyüzünde son bir kez dolanıp, yerle göğün bitiştiği yerde gözden yiterken, kadın odasına döner; sevgilisinin, göndereceğini bildiği şiirini beklerdi. Şiir, çiçeğe durmuş incecik bir dalla bezeli, özenle katlanmış bir kağıtla geldiğinde, her sözcüğü usulcacık okur; sevgilisinin kurduğu imgelerin yüreğine düşürdüğü sözlerle dokuduğu yanıtı dizelere dökerdi.”

14 Temmuz 2009 Salı



Hırs ve Ceza – Ayça Şen

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Ayça Şen’ in ikinci romanı, kitabın kapağında “BİR BAŞYAPIT” tanımlaması ile taçlandırılmış. 
Kitap 30 yaşlarını geçmiş, ardında mutsuz bir evlilik bırakmış, işinden keyif almayan ve belki de bıçak kemiğe dayandığı için, her şeyi bir kalemde silip atarak, yazar olma yoluna baş koymuş Ece’nin hikayesi. Ece çok enteresan bir kız aslında. Geride bıraktığı yıllarda büyüyememiş. Yaşadığı topluma ve zamana çok yabancı. Düşünceleri dağınık. Kavramları karışmış. Kitapta beni en çok güldüren kısım, aynı zamanda Ece’yi de en iyi tanıtan kısımlardan biri.
 “…Ama çalıştığım iş o kadar yavandı ve beni o kadar beslemiyordu ki, artık bir gün daha oraya gidemeyeceğimi anladığımda sessiz sedasız istifamı bastım. Bunu büyük bir gururla yaptım. İstifam kimsenin umurunda olmamıştı ama sanki bütün insanlığın onurunu korumuştum. Ayın yedisinde, bir haftalık parayı kendine ısmarlayarak, bir daha geri dönmemek üzere arabama atlamıştım.  Gaza basıp gitmek, Anadolu’nun balta girmemiş  köylerine, vahşi insanlarının arasına karışmak ne güzel olurdu! Ama korktum yani. Anneme gittim.”

3 Temmuz 2009 Cuma



Amerikan Tanrıları – Neil Gaiman


Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Tanrılar mı daha güçlüdür yoksa insanlar mı? Tanrılar insanların kaderlerini değiştirebilirler; bunu biliyoruz ama insanlar tanrıların kaderini değiştirebilir mi?

Kitabımızın kahramanı Gölge, hapishanede geçen 3 yılın sonunda tahliyesine bir gün kala, çok sevdiği karısının bir trafik kazasında öldüğünü öğrenir ve cenazeye yetişebilmesi için erken salıverilir. Bu haberi almadan beş dakika evvel, yanına dönmeyi dört gözle beklediği bir karısı, evi ve kendisi bekleyen bir işi olan Gölge, duyduğu haberden dolayı uyuşmuş bir şekilde yola koyulur. Aslında durum umduğundan daha kötüdür. Karısının ölümünün ardındaki gerçekler ve kendisini beklediğini zannettiği işinin de yok olması nedeniyle, uçakta tanıştığı Çarşamba adındaki esrarengiz yaşlı adamın iş önerisini kabul eder. Artık onun için çalışacak, ufak tefek getir götür işlerini yapacak, bir de patronu ölürse onun başında nöbet tutacaktır. Gölge’nin, kabul ettiği bu çok basit gibi gözüken işin, hayatını nasıl değiştireceğine dair hiç bir fikri yoktur, zaten yaşanacakların da önceden tahmin edilebilmesi hiç bir ölümlü için mümkün değildir.

14 Haziran 2009 Pazar



Başkalaşımlar – Apuleius


Yazan: nazimo Kategori: Kategori Dışı

Size yaklaşık 1850 sene öncesinden haberler getirdim.  Kitabın yazarı Madauruslu Apuleius, 125 yılında Kartacalı saygıdeğer bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Saygıdeğer bir hatip olarak ona dair son kayıtlar ise 160 senesini gösteriyor. Gramer, retorik ve felsefe eğitimi görmüş, Atina, Roma, Samos, Hieropolis ve Kartaca’da okumuş, yazmış, söz söylemiş ve gezmiş bir büyük düşünür.

Kitap, Kabalcı Yayınevinin Humanitas serisi altında yayınlanmış, Latince aslından Çiğdem Dürüşken tarafından çevrilmiş. Üstelik format olarak da çok değişik. Kitabın sol taraftaki sayfasında metnin Latince aslı, sağ taraftaki sayfa da ise Türkçe tercümesi yer alıyor. 

Kitabın her sayfasını, hatta her satırını büyük bir zevkle okudum. Toplam 690 sayfalık kitabın (maalesef yarısı Türkçe) hiç bitmemesini dilerken, ilginç bölümlerini de notladım. Bu sebeple bu yazı uzun bir yazı olacak, sizi şimdiden uyarmak isterim.

Kitap, büyü yüzünden yanlışlıkla eşek haline dönüşen genç ve yakışıklı Lucius’un başından geçenleri 11 ayrı bölümde anlatmaktadır. Eşek olan Lucius’ un başı dertten kurtulmamış, çeşitli kereler sahip değiştirmek zorunda kalmış, her yeni sahiple yeni maceralar yaşamış, değişik insanlarla tanışmış, değişik yerlere seyahat etmiş ve gittiği yerlerde değişik hikâyeler dinlemiş ve bu serüvenini de bize anlatmıştır.


Yıldız Tozu – Neil Gaiman


Yazan: nazimo Kategori: Fantastik

Neil Gaiman’la Sandman çizgi romanları vasıtasıyla tanıştım. İnanılmaz yaratıcılığı olan bir yazar. Yıldız Tozu’ nun konusu çok eğlenceli ve çok yaratıcı.

Perili Ülke ile bildiğimiz dünya arasındaki sınırı belirleyen bir duvar vardır, bir de bu duvarın kıyısında kurulu 600 yıllık bir köy. Bu köyün halkı, duvardaki tek açıklığın kıyısında gece gündüz nöbet tutar, duvarın iki yakasının ahalisi birbirine karışmasın diye. Her dokuz yılda bir gün , iki yakanın halkı geleneksel panayır şenliği için bir araya gelir. Bir panayır günü, Dunstan Thorn’un, duvar köyden  Perili Ülke’ye kaçmasıyla ve orada ilk gençlik aşkını yaşamasıyla da hikaye başlar.

Yıllar sonra Dunstan Thorn’ un oğlu, Tristran Thorn da –ki varlığıyla babasının Perili Ülke’ye kaçması arasında şiddetli bir bağlantı vardır- köyün güzeller güzeli kızı Victoria Forrester’a olan aşkını ispatlamak uğruna, kayan bir yıldızı bulup, Victoria’ya getirmek üzere, duvarı aşarak öte tarafa geçecektir. Ama kayan Yıldız’ı bulup ele geçirmek isteyen sadece Tristran Thorn değildir.  Üstelik, diğer heveslilerin yıldızı isteme sebebi hiç de barışçı değildir. İşte bu sebeple, yıldızı bulmak o kadar zor olmasa da, onu duvar köyüne geri getirmek hiç de kolay olmayacaktır. Konu hakkında bundan daha fazlasını söylemeyeceğim. Ama duvarın arkasında uzanan periler diyarının sınırları hakkında bir fikir edinebilmeniz için kitaptan bir bölümü alıntı yapıyorum.