8 Aralık 2009 Salı



Zaman Yolcusunun Karısı – Audrey Niffenegger

Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Kitap bitti,  sonlarına doğru çok ağladım. Utanmasam masalara kapanıp ağlayacaktım. Gözyaşları boğazımda düğüm oldu, suyla bile yutamadım. Kitap bittiğinde, altmışlı yıllarda, ellerinde mendilleri, ağlamaktan kızarmış gözleriyle, yazlık sinemalardan çıkan ve “ay çok güzel filmdi, görsen nasıl da acıklıydı, bir ağladık, bir ağladık, sorma” diyen tombul teyzeler tadındaydım.

Ara not: Yazı spoiler içerebilir, ama koy verdim gitti, kimse kusura bakmasın.

Kitap 26 Ekim 1991’ de  kahramanlarımız Henry ve Clare’in, Henry 28, Clare 20 yaşındayken karşılaşmasıyla başlıyor. Öykünün gerçek zaman başlangıç noktası (GZBN) bu tarih. Ne acayip bir ifade oldu değil mi? Ama böyle bir nirengiye ihtiyacımız var, siz de biraz sonra niye lazım olduğunu anlayacaksınız.

20 Kasım 2009 Cuma



Gösteri Peygamberi – Chuck Palahniuk

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Gösteri Peygamberi, çok çarpıcı bir yeraltı edebiyatı örneği. Aynı zamanda benim de okuduğum ilk Palahniuk kitabı. Palahniuk en az kelimeyle, en vurucu etkiyi yaratacak şekilde basit cümleler kuruyor. Bu da hem kitabın okunmasını kolaylaştırıyor, hem de her satırdan sonra okuyucuyu beklenmedik bir şekilde sarsıyor.

Kitapta Creedish mezhebi ve onların yaşam ve inanç biçimleriyle tanışıyoruz. Creedishler, kendilerine ait kilise yerleşkesinde, aileler halinde, elektriğin ve makinelerin olmadığı ilkel yaşam koşullarında, mümkün olan en fazla sayıda çocuk yapmaya kodlanmış olarak yaşıyorlar.

Ailelerin ilk doğan erkek ve kız çocukları birbirleriyle evlendiriliyor, diğer çocuklar da,  para kazanmaları ve kiliseye bağışlamaları için, 17 yaşında, beden gücü gerektiren hizmetçilik gibi işlerde çalışmak üzere dış dünyaya gönderiliyorlar. 


Kayıp Gül – Serdar Özkan

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Son zamanlarda hemen hemen gittiğim tüm kitapçıların en çok satanlar bölümünde “Kayıp Gül” kitabını görüyordum. Sonra bir kaç kez televizyonda yazar Serdar Özkan’ın katıldığı röportajlara da rastladım. Orada da kitabın bir sürü dile çevrildiği ve bir sürü ülkede basıldığı, uluslararası bir çok satar olduğu falan anlatıyordu. Üstelik 3 yaşımdan beri defalarca okuduğum (panik yok :) 3 yaşındayken babam bana okuyordu, tüm okuma gelişimim normal şartlar altında gerçekleşti) ve taptığım Küçük Prens’le, ilk gençliğimin başucu kitabı Martıyla bir kefede tutuluyordu. Kafam karışmadı desem yalan olur, çünkü ben piyasaya tazyikle pompalanan kitapları okumayı çok sevmiyorum. Kararsız kaldım ama en sonunda merakım galip geldi, pes ettim  ve okumaya karar verdim. İşte lanet o zaman başladı, cin lambadan kaçtı.

Kitap, Amerika’ da başlayıp, İstanbul’a kadar uzanan ve oradan tekrar geri dönen bir hat üzerinde, annesinin ölümünün ardından, varlığını yeni öğrendiği ikiz kız kardeşini arayan, zengin, güzel, hayatta her şeye sahip olan  Diana’nın mistik ( ya da mistik olmaya çalışan) yolculuğunu anlatıyor. Anlatıyor ama bu güne kadar gördüğüm en basma kalıp cümlelerle. Hatta cümleler o kadar Amerikan veya İngiliz best seller romanlarından yapılan çeviri cümlelerine benziyordu ki, acaba kitabın orijinali İngilizce mi yazılmış, sonra mı Türkçeye çevrilmiş ya da tercümesi kolay olsun diye mi basmakalıp İngilizce cümlelerin bire bir Türkçe tercümesiyle yazılmış diye düşündüm. Kimi yerlerde okumaya tahammül bile edemedim.

4 Kasım 2009 Çarşamba



Yıldızlara Yolculuk – Nicholas Christopher

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Yıldızlara Yolculuk, bir kayboluşun, kaybetmenin, savrulmanın, bulmanın, bulunmanın ve kavuşmanın öyküsü. Hikayemiz 1968 yılında başlıyor. Kahramanımız Loren, evlatlık verildiği ailesini bir trafik kazasında kaybettikten sonra üvey anneannesiyle birlikte yaşamaya başlamıştır. Kısa süre sonra, anneannesinin de ölmesi üzerine, Boston’ da yaşayan ve üniversitede okuyan üvey teyzesi Alma, Loren’le birlikte bir hayat kurmak üzere çocuğu almaya gelir.  Loren, teyzesi Alma ile izlediği bir gösterinin çıkışında, kalabalık içerisinde kaybolur. Alma kaçırıldığını düşündüğü üvey yeğenini her yerde arayacaktır.

8 Ekim 2009 Perşembe

Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar


Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Klasikler| Kurgu

Kitabı biraz evvel bitirdim. Hala şaşkınım. Yıllardır aklımda, edebiyat derslerinden hayal meyal hatırladığım –itiraf ediyorum, hatta hemen hemen hiç hatırlamadığım- bir ders konusu olan Ahmet Hamdi Tanpınar, kitabı okuduğum süre zarfında, ders konusu olmaktan çıkıp çok yetkin bir yazara, eseri de, bir başucu kitabı konumuna yükseldi.

Aslında kitabın konusu, adının çağrıştırdığının aksine, bir enstitüyü değil, kitabın baş kahramanı, anlatıcısı ve yazıcısı Hayri İrdal’ın hayat öyküsünü anlatıyor. Bu uzun, renkli ve kalabalık hayat öyküsünün bir parçası olarak da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün (S.A.E.) kuruluş ve genişleme dönemleri, Hayri İrdal ve çevresindeki insanların bu süreçteki rolleri, gelişimleri hatta evrilmeleri anlatılmış.

Hayri İrdal, Abdulhamit döneminde doğmuş –kitaptaki ifadelerden 1895 yılı olduğunu hesaplayabiliyoruz- İstanbul’ da yaşayan fakir bir ailenin çocuğu. Okulla arası pek hoş değil. İlk gençlik yıllarını babasının ilginç arkadaşları ile birlikte geçirmiş: Cinler taifesine karışmış, şehrin içinde cinlerin sürekli yerini değiştirmek suretiyle gezdirdiği bir hazinenin peşinde koşan, meczup Seyit Lütfullah, daha sonraları eniştesi olacak Avcı Naşit Bey, çok kalabalık ailesiyle koloni halinde 40 odalı konağında yaşayan Abdülselam Bey, eczanesinin arkasında altın üretmek için simya deneyleri yapan Aristidi Efendi, Hayri İrdal’ın zamanının büyük bir bölümünü muvakkithanesinde beraber geçirdiği, zaman üzerine gerçek bir filozof ve saat tamircisi muvakkit Nuri Bey.

1 Ekim 2009 Perşembe

Rüzgarın Gölgesi – Carlos Ruiz Zafon



Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

“Babamın beni Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı’na ilk götürüşü hiç aklımdan çıkmaz…..”

 “Burası gizemli bir yer Daniel, bir mabet. Burada gördüğün her kitabın, cildin bir ruhu var. Onu yazanın, okuyanların, onunla yaşayıp onu düşleyenlerin ruhu. Bir kitap sürekli el değiştirir, birileri gözleriyle sayfalarını sürekli tarar, kitabın ruhu gelişir ve güçlenir. Uzun yıllar önce, babam beni buraya ilk kez getirdiğinde burası yine eski bir yerdi. Belki de şehrin kendisi kadar eski. Buranın ne kadar zamandır var olduğunu ve kim tarafından kurulduğunu kimse tam olarak bilmiyor. Bu yüzden sana babamın bana anlattıklarını anlatacağım. Bir kütüphane yok olduğu ya da bir kitapevi kapandığında unutulmaya terk edilen bir kitap olursa, burayı bilen bizler, yani buranın bekçileri o kitabın buraya getirilmesinden sorumluyuz…..”

“Geleneğe göre, burayı ilk kez ziyaret eden kişinin istediği herhangi bir kitabı seçip sahiplenmesi, yok olmasına asla izin vermemesi gerekiyor; böylelikle o kitap her zaman yaşayacak. Bu çok önemli bir sorumluluk. Bir ömür boyu diye açıkladı babam. Şimdi sıra sende.”

25 Eylül 2009 Cuma



Fransız Teğmenin Kadını – John Fowles

Yazan: nazimo Kategori: Klasikler| Kurgu

1867 yılı Martında İngiltere’nin Lyme Regis kasabasında başlayan, çoğunlukla da orada geçen ve Londra’ da sonlanan –kitabın arka kapağında dediğine göre- “sahici bir aşk yolculuğu”. Bana sorarsanız da aynı rotada geçen “sahici bir edebiyat serüveni”.

Kitabın konusundan önce, yazarın anlatımı beni çarptı. Çok özgün, çok şaşırtıcı ve etkileyici bir dille karşılaştım. Yazar, kitabın bütününde kendi varlığını “yazar, yazar-tanrı” kimliklerinde okuyucuya sürekli hissettiriyor. Yer yer romanı anlatmayı bırakıp, yazım teknikleri, kitabı yazma serüveni hakkında uzun açıklamalar veriyor. Kimi zaman araya girerek,  o sırada anlattığı olayla günümüzün karşılaştırmasını yapıyor, dönemin okuyucu açısından daha kolay anlaşılır hale gelmesini sağlıyor. Yazarın kitaptaki varlığı okuyucuyu rahatsız etmiyor. Benim açımdan metin içinde kendisiyle “yazar” kimliğinde  ilk karşılaşmam şaşırtıcı olsa da, ilerleyen sayfalarda onun varlığına çok alıştım. John Fowles’in öyle bir anlatım gücü var ki, sanki bir metni okumuyor, metinde yazanları 3 boyutlu sinemada seyrediyorsunuz.