25 Ağustos 2009 Salı



Parfümün Dansı – Tom Robbins

Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Kitabımın son sayfasını bitirdiğimde içimde bir “şıngır mıngır Boğaziçi” coşkusu, “ağzımda bal gibi tatlı bir türkü” tadı, yüzümde geniş bir gülümseme vardı. Aslında bunların hepsi, kitabımı okuduğum süre boyunca hep vardı.
Farkındaysanız “kitabın son sayfası” demiyorum, “kitabımın son sayfası” diyorum, çünkü kitapta anlatılan dünya ve o dünyanın kahramanları, tüm sıra dışılıklarına rağmen, tarafımdan büyük bir tutkuyla evlat edinildi. Bundan böyle bu kitap benim kitabım, bu Alobar benim Alobar’ım, bu Kudra benim Kudra’m, bu Pan benim Pan’ım. Tom Robbins kusura bakmasın artık.

Neyse ki bu gün tüm alicenaplığım üzerimde ve kitabımı sizlerle paylaşma arzusu içerisindeyim. :) 

Bu benim okuduğum ilk Tom Robbins kitabı. Parfümün Dansı bundan 24 sene evvel Kelebek yayınlarından Pancarın Dansı adı ile yayınlanmış ama ben uyumuşum, ruhum bile duymamış. Bu gerçekle birlikte, yaşımı da göz önüne alınca, “of, of, ömrüm gitti, ömrüm” demek istiyorum.

13 Ağustos 2009 Perşembe



Bit Palas – Elif Şafak

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Bit Palas, Jurnal sokak 88 numaradaki Bonbon Palas’ın ve içinde yaşayanların hikayesi. Aslında içindekilerden çok, Bonbon Palas’ın hikayesi. Birbirine sırt sırta vermiş müslüman ve gayrimüslim mezarlarının üzerinden silindir gibi geçilerek imara açılan topraklara, 1966 yılında Art Nouveau mimari tarzıyla, geçmiş mutsuzlukların ve ümitsizliklerin hıncını almak için yaptırılmış bir apartman. Ekim devrimiyle Rusya’ dan kopup Türkiye sığınan General Antipov ve genç karısı, bir süre yaşamak (ya da sürünmek) zorunda kaldıkları ve  uyum sağlayamadıkları bu şehirden, geride yeni doğan bebeklerinin cansız bedenini bırakarak, Paris’e göçerler.

Paris onlara zenginlik getirse de mutluluk getirmez ve yaşlı general, karısını, yıllar sonra, iyileştirmek umuduyla, her şeyin bittiği ve başladığı şehir İstanbul’a geri getirir. Birikmiş mutsuzluklara inat, vaktiyle onları kabul etmeyen bu şehre inat, genaral, şehrin tam böğrüne, Bonbon Palas’ı saplar. 

11 Ağustos 2009 Salı



Yatak Odası Dersleri – Tom Perrotta

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Tom Perrotta ismine Oray Eğin’ in bir köşe yazısında rastladım. Tom Perrotta’ nın Türkiye’ de hakkettiği ilgiyi görmediğinden bahsediyordu. Ben de bu yazarı hafızamda bir yerlere aldım. Aylar sonra, yine bir yazısında, yazarın yeni bir kitabının çıktığını haber verdiğinde almak farz oldu dedim ve Siren yayınlarından çıkan Yatak Odası Dersleri adlı kitabı  aldım.

Kitabın arka kapak tanıtım yazısından;

“Bir grup insanın çevrenizde güç odağı haline geldiğini ve neye inanıp, nasıl yaşayacağınızı belirlediğini düşünün…. İnançlarımız sadece size ait olmaktan çıkıp başkalarınca sorgulanabilir mi? Ya ilişkileriniz? Kimliğiniz? Çocuklarınızı nasıl yetiştireceğiniz? Cinsellik bile “öğretilirken,” aşka, mutluluğa ve kendi doğrularınız ışığında yaşayacağınız bir hayata inancınız sağlam kalabilir mi?”

7 Ağustos 2009 Cuma

Ressamın Bahçıvanıyla Marul Üzerine Sohbeti - Henry Ceuco



Ressamın Bahçıvanıyla Marul Üzerine Sohbeti - Henry Cueco


Yazan: nazimo Kategori: Kategori Dışı

Paris’li ünlü ressam Henry Cueco yaz aylarında gittiği sayfiye evinde, bahçesiyle ilgilenen bahçıvanıyla yıllar boyunca yaptığı kısa sohbetleri kitaplaştırmış. Aslında arka kapak yazısı, kitap hakkında gayet  yeterli bilgi içeriyor. Ama ben yine de bir kaç cümle eklemek istedim.

Kitap, aynı konuşulduğu gibi yazılmış, okunması çok kolay. Bir bahçıvanla, bir ressamın önce bahçecilik ile başlayan, tanışıklıkları ilerledikçe günlük hayat gaileleri üzerine yaptığı sohbetler, zaman içerisinde bu iki adam arasında yıllar süren derin bir dostluğa dönüşüyor. Sanki birlikte günlük hayatın felsefesini yapıyorlar. Siz de onlarla birlikte hayatınızdaki sıradan olaylar üzerine düşünmek ihtiyacı hissediyor, karşılaştırmalar yapıyorsunuz.
Ressamın dünyası bahçıvana çok yabancı. Tarlasında yetiştirdiği ve günlük diyetinin bir parçası olan patatesleri ressamın tuvali üzerinde görmek onun için gerçekten şaşırtıcı oluyor.
“…inanmıyorum, şimdi de bir patatesin portesini yapıyorsun, üstelik doğal büyüklüğünde, birebir benzeyen bir porte! Ismarlama mı?…”
 

6 Ağustos 2009 Perşembe

Körleşme - Elias Canetti



Körleşme – Elias Canetti


Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Bu kitabı okurken çok zorlandım. Nedenlerini ilerleyen satırlarda anlatacağım. Bu yazıyı yazarken de aynı sebeple çok zorlandım. Kitap hakkında düşündüklerimi nasıl ifade edeceğime karar vermek çok güç oldu. Bu nedenle öncelikle kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Körleşme, düşünce ile gerçeklik arasındaki sürekli savaşımın görkemli bir simgesidir; dünya kargaşasındaki insanoğlunun yükselişini ve çöküşünü dile getiren bir anıt-romandır. Çağımız edebiyatının ağırlık noktalarını oluşturan tek bir konu yoktur ki, bu romanda işlenmiş olmasın. Körleşme, gerçekte büyük bir dehşetin romanıdır; görünüşteki bireysel boyutlar içerisinde, körleşmiş düşünce ve körleşmiş toplum gibi ana temellerden kaynaklanan, bu körleşmenin korkunç sonuçlarını sergileyen bir çağdaş destandır. Yarı cehennem, yarı dünya dekorlarından oluşma bir sahnede Canetti’ nin gözler önüne serdiği, gerçekte tüm yanılsamaları, düşünceleri ve egemen değer yargılarıyla, bütün bir kültürün çöküşünden başka bir şey değildir.”

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Yatağında Yalnız mısın? - Eski Japon Ozanlarından Aşk ve Özlem Şiirleri



Yatağında Yalnız mısın? - Eski Japon Ozanlarından Aşk ve Özlem Şiirleri


Yazan: nazimo Kategori: Kategori Dışı

Bu küçük kitap 7. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında yaşamış kadın ve erkek Japon ozanlarına ait küçük şiirlerden oluşmaktadır. Japon saraylarının içinde doğan ve yaşayan kadınlar, hayatlarının merkezi olan aşıklarına zekalarını, entelektüel birikimlerini, nüktedanlıklarını, aşklarını ve şehvetlerini gösterecek şekilde küçük şiirler yazdılar ve aşıkları da onlara şiirler yazdı.

Kitaptaki şiirleri okurken, beni en çok etkileyen, kısacık 4-5 satırla, bu kadar çok duygunun karşı tarafa geçirilmesi oldu. Ağırlıklı olarak kadın şairlerden oluşan bu seçkide 31 adet şairin şiirlerine yer verilmiş.

Kitabın Öndeyişinden;
“Ariake ya da “sabaha karşı solup yiten ay”, eski Japon saraylarında “aşk” la ilişkilendirilen bir imgeydi. Aşk yorgunu iki sevgili, bilirdi ki, gündoğumu yaklaşırken ay batı tepelerine yol aldığında, çok geçmeden ayrılmak zorunda kalacaklar. Erkek, alacakaranlıkta kalkıp, el yordamıyla yelpazesini aranırken; kadın, giysilerini giydirir, elleriyle saçlarını tarar, kapıya kadar uğurlardı sevdiğini. Solgun ay, gökyüzünde son bir kez dolanıp, yerle göğün bitiştiği yerde gözden yiterken, kadın odasına döner; sevgilisinin, göndereceğini bildiği şiirini beklerdi. Şiir, çiçeğe durmuş incecik bir dalla bezeli, özenle katlanmış bir kağıtla geldiğinde, her sözcüğü usulcacık okur; sevgilisinin kurduğu imgelerin yüreğine düşürdüğü sözlerle dokuduğu yanıtı dizelere dökerdi.”

14 Temmuz 2009 Salı



Hırs ve Ceza – Ayça Şen

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Ayça Şen’ in ikinci romanı, kitabın kapağında “BİR BAŞYAPIT” tanımlaması ile taçlandırılmış. 
Kitap 30 yaşlarını geçmiş, ardında mutsuz bir evlilik bırakmış, işinden keyif almayan ve belki de bıçak kemiğe dayandığı için, her şeyi bir kalemde silip atarak, yazar olma yoluna baş koymuş Ece’nin hikayesi. Ece çok enteresan bir kız aslında. Geride bıraktığı yıllarda büyüyememiş. Yaşadığı topluma ve zamana çok yabancı. Düşünceleri dağınık. Kavramları karışmış. Kitapta beni en çok güldüren kısım, aynı zamanda Ece’yi de en iyi tanıtan kısımlardan biri.
 “…Ama çalıştığım iş o kadar yavandı ve beni o kadar beslemiyordu ki, artık bir gün daha oraya gidemeyeceğimi anladığımda sessiz sedasız istifamı bastım. Bunu büyük bir gururla yaptım. İstifam kimsenin umurunda olmamıştı ama sanki bütün insanlığın onurunu korumuştum. Ayın yedisinde, bir haftalık parayı kendine ısmarlayarak, bir daha geri dönmemek üzere arabama atlamıştım.  Gaza basıp gitmek, Anadolu’nun balta girmemiş  köylerine, vahşi insanlarının arasına karışmak ne güzel olurdu! Ama korktum yani. Anneme gittim.”