edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2018 Pazar

Kan ve Gül - Alper Canıgüz


alper canıgüz kan ve gül ile ilgili görsel sonucu
(Konuk yazarımız Robinson Crusoe'dan haber var)

Kan ve Gül, Alper CANIGÜZ’ün son kitabı, tabii bu ben bu yazıyı yazarken geçerli olan bir durum. Olur da 3 5 sene sonra okursunuz bu yazıyı, “olur mu yahu son kitabı başka değil miydi” diye arkamdan atıp tutmayın durduk yere.



Öncelikle kitapta inanılmaz bir afili filintalar kokusu, tadı alıyorum okurken, acaba yazarımız da onlardan mı diye bakasım geliyor ama buna kitabı bitirmeden bakamıyorum zira inanılmaz akıcı bir kurgusu var, bırakamadım lanet olasını elimden. Son günlerin moda söylemiyle “bam bam bam” taktiğiyle bitirdim. Ve evet çok merakta bırakmayayım sizi Alper CANIGÜZ de afili filintalar ekibindenmiş. Ha bunu bilmemek benim ayıbımdır, muhtemelen herkes biliyordur. Neyse ben en güzel bir tesadüfle öğreniyorum bunu. Sonra dikkatimi çekiyor kitabın editörü de Murat MENTEŞ. Hay Allah ne güzel bir birliktelik.

18 Temmuz 2017 Salı

Ah Mercimeğim - Bozkırda Altmışaltı - Mustafa Çiftçi

(Nazimo - Edebiyat)
 
Haydarpaşa Gar'ındaki kitap fuarında tanıştım Mustafa Çiftçi'yle. İletişim yayınlarının standında çalışanlar tavsiye ettiler bu yazarı. Yozgatlı bir yazar dediler. Yozgat hikayeleri anlatıyor,  konuşur gibi yazıyor dediler. Ben de 2 tane ince öykü kitabını aldım Mustafa Çiftçi'nin. Ah Mercimeğim ve Bozkırda Altmışaltı. İyi ki de almışım. İlk okuduğum öykü Ah Mercimeğimdi. Hikayeyi Yozgatlı varsıl bir ailenin üç kızdan sonra doğan lise talebesi oğlunun ağzından dinledim. Bir garip, bir tutkulu aşk hikayesi anlattı bize. Ama o kadar tatlı anlattı ki, öykünün tadı damağımda kalınca, öyküyü ertesi gün bir daha okudum sonra bir daha okudum. Ah Mercimeğim öyküsünün yeri bende saklı kalmak kaydıyla okuduğum diğer öyküleri de çok sevdim.

Mustafa Çiftçi bize çok samimi, çok canlı öyküler anlatıyor. Kimi zaman bir çocuğun ağzından, kimi zaman yaşlı bir amcadan, yörenin diliyle, tatlı tatlı, konuşur gibi, dertleşir gibi anlatıyor. Kahramanları Yozgat'ın insanları ve olaylar genellikle Yozgat'da geçiyor. Öyküleri okurken Yozgat İstanbul'dan pek bir hoş gözüküyor, insanın gidesi, orada kalası geliyor. Çünkü bunlar mutlu öyküler. Kahramanlarının başına kötü şeyler de geliyor ama umut hiç kaybolmuyor. Bittiğinde ağzınızda kekremsi bir tat bırakmıyor. İşte bu nedenle ben hikayelerde eski Yeşilçam filmlerinin naif havasını da buldum biraz.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Uzunharmanlar'da Davetsiz Bir Misafir - Sezgin Kaymaz

uzunharmanlar'da bir davetsiz misafir ile ilgili görsel sonucu
Bu ay Robinson Crusoe bize yine konuk oldu.
(Robinson Crusoe - Edebiyat)
 
Merhabalar, karşınıza bu sefer sayın editörüm sayesinde tanıştığım bir yazar olan Sezgin Kaymaz’ın kitabıyla çıkıyorum. Sezgin Kaymaz son yıllarda yetişen kaliteli yazarlarımızdan bir tanesidir, kitabı okumamda ise müthiş bir tesadüf söz konusudur.
Efendim bilenler bilir Kadıköy’de Gemide isminde harika bir mekân vardır. “Bir memleket gibidir gemi” mottosudur ve Gemide de memleket gibidir. Olayımız 2015 senesi Kasımının 15’inde geçiyor, birkaç arkadaş Gemide’mizin üst katında oturmuş, sohbetimizi ediyoruz. Konu kah Beşiktaş olur kah kitaplar olur. 2015 senesinin Tüyap kitap fuarının son günüymüş, kalkmamıza yakın bir vakit arkamda kalan kat bölümünde bir hazırlık var dikkatimi dağıtan, dikkatimi çeken ise birleştirilen masaların üzerindeki kitaplar. Kitaplardan birisi de Sezgin Kaymaz’ın o dönem çıkmış yeni kitabı Son Şura.
 
 

8 Kasım 2016 Salı

Kelebek - Henri Charrie

kelebek Henri Charriere ile ilgili görsel sonucu
(Robinson Crusoe - Edebiyat)
 
Nasıl başladığımla başlayayım. Liseden beri düzensiz aralıklarla da olsa düzenli şekildi okumaya alıştırdım kendimi. Sürekli bi’ kitap listeleri hazırlayıp, sıralamasını yapardım lakin daha hiç o listeyi tamamlamış değilim. Elimdeki listeyle gittiğim kitapçıdan tabiri caizse beni çağıran kitabı alıp çıkıyordum. Henri’nin Kelebek’ine de böyle başladım. Düzensiz bir kitap okumama boşluğundan sonra kitaplığımdaki Kelebek 1 hafta içimde kıvrandı durdu. Oku beni. Oku beni. Oku beni.
 
Kitabın beni en çok şaşırtan noktası kendi eksikliğimden kaynaklanan, yaşanmış bir hikayenin, bir ömrü direkt sahibi tarafından anlatıldığını bilmiyor oluşumdu. Bir hapishanede kahramanımızın tutukluluk halinde başlayan hikayesi, mahkeme kapılarının açılması ve -Henri’nin bize anlattığı kadarıyla- savcının yaptığı binbir dalavere ile başlıyor.
 

17 Eylül 2016 Cumartesi

Jar - Kemal Varol


jar kemal varol ile ilgili görsel sonucu

(Nazimo - Edebiyat)

Ben bu romanı aldığımda yazarın Haw ve Ucunda Ölüm Var isimli kitapları da piyasaya çıkmıştı ama ben bir ilk kitap olan Jar'la Kemal Varol'u tanımak istedim. 

Olaylar Güneydoğu'da Makam Dağı'nın eteğine kurulu Arkanya kasabasında (Diyarbakır Ergani'de) geçiyor. 1980 ihtilalinin üzerinden tam 3 yıl geçmiş. Sıkıyönetim idaresinin gölgesindeki kasaba sanki daha bir soluklaşmış, silikleşmiş. Kasabanın tek geçim kapısı olan rakı fabrikasından yayılan anason kokusu her daim kasabanın üstünde asılı. Haliyle rakı bu kitaptaki en önemli kahramanlardan biri. Esas oğlan olmasa da esas oğlanlara eşlik ediyor. 

1 Eylül 2016 Perşembe

Mezarlık Kitabı - Neil Gaiman


mezarlık kitabı ile ilgili görsel sonucu

(Elfy - Edebiyat)

Oğluma aldığım halde yalnızca benim okuduğum kitaplardan oluşan küçük bir kütüphane dolusu kitabım var. Neil Gaiman'ın Mezarlık kitabı bir çocuk/gençlik kitabı olarak tanımlanmasına rağmen kendim için aldığım kitaplardan. Kitabın çizimlerini de muhteşem adam Dave Mckean yapmış. Zaten Nail Gaiman ve Dave Mckean yarılmaması gereken ikililerden bence. İkisi bir arada tahin - pekmez ya da bal - kaymak etkisi yaratıyorlar bünyede.



Kitap ne Sandman kadar sofistike, ne de Amerikan Tanrıları ya da Bir Kıyamet Komedisi kadar karmaşık bir olay örgüsüne sahip. Fakat çok eğlenceli ve kesinlikle çok sürükleyici. Kitabı elimden bırakmak zorunda kaldığım her seferde "tüh, en heyecanlı yerinde kaldım" diye düşünmekten kendimi alamadım.


23 Ağustos 2016 Salı

Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar


(Robinson Crusoe - Edebiyat)


Süslü cümleler kurabilme konusunda pek yeteneğim yok açıkçası, o yüzden bu yazıyı yazmak biraz zor olacak benim için zira, Huzur süslülüğün göz bebeği. Edebiyatımızın en nadide kitaplarından bir inci. En basitinden içinde tamamıyla İstanbul var, İstanbul’la yoğrulmuş hayatlar, İstanbul’un sokaklarında filizlenen bir aşk var. İstanbul’u seviyorsan, bu kitabı başucuna koy, uyumadan önce gözlerinle oku zihninle İstanbul’u seyret.  

Yalnız kitapta dikkatimi zorlayan bir dolu tasvir vardı. Maalesef tasvirle aram hiç iyi değil ama buna rağmen kitaba müdahil olabildim.  Çocukların kahvede oturdukları bir bölüm var mesela, masadakiler çay söylüyor, sonra sohbete iyice dalıyorlar, ben içimden nerede kaldı bu çay diye geçiriyorum, Çocuklar konuşmaya devam ediyor, ben sabırsız, sinirleniyorum. Tam kafamı kaldırıp çaycıyı paylayacağım sırada fark ettim ki otobüsteyim.

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Aynalar - Eduardo Galeano


(Elfy - Edebiyat)



Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?

Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış Babil’i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen Lima’nın?
Ne oldular dersin duvarcılar
Çin Seddi bitince?
Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok!
Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?













20 Temmuz 2016 Çarşamba

Aylak Adam - Yusuf Atılgan


(Elfy - Edebiyat)

Romanın kahramanı C, “zengin değil, paralı” bir adam ve parayla ilişkisi de sadece ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.  Çok zengin bir hayat sürdüğü söylenemez ama kendisine kalan miras, çalışmayıp aylaklık (tembellik değil) etmeye yetecek kadar da para sağlamaktadır ona.

Her şeye muhalif olan C, insanların rutinlerinden, alışkanlıklarından ve tekdüzeliklerinden nefret eder. Müşteri muamelesi görmemek için hep farklı yerlerde yer yemeğini, hep farklı berberlerde kestirir saçını.
Yalnızdır. Genellikle memnundur da bu seçilmiş yalnızlığından. Ama bazen de sormadan edemez;“Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?”
Çevresindeki hiç bir ayrıntıyı kaçırmaz,  belki de bu sebeple kötümserdir ve kendince haklıdır kötümser olmakta. “Neden bu kadar kötümsersin?”diye sorana “Sen neden değilsin?” diye cevap verir.


25 Haziran 2016 Cumartesi

Kızıla Boyalı Saçlar - Kostas Mourselas



(Robinson Crusoe - Edebiyat)

Merhabalar, bu ilk yazım olacak, ilk yazıma da sürükleyiciliğinin tatlı mı tatlı bu kitapla olmasına karar verdim. Öncelikle kitaba nasıl ulaştığımdan bahsetmek istiyorum. Samatya ‘da Samatya Sahaf adındaki sahaf dükkanında rastgeldim. Bilenler bilir, Samatya Sahaf’ın sahibi görme engelli Devrim Tarım, ODTÜ mezunu, 5 dil bilen, Gezi’ye katıldığı için işinden olan ve sonunda bu sahafı açan bilge bir insan. Arkadaşımla beraber kendisini hem ziyaret etme amaçlı hem de kitap ihtiyaçlarımızı karşılama amaçlı olarak aradık, biraz zor da olsa bulduk zira cumartesi günü önündeki caddeye pazar kuruluyor. Sohbet ve rafları karıştırdığımız sırada denk geldim kitaba. Kızıl’a olan düşkünlüğümden olacak direkt bir merak uyandı içimde ve aldığım tek kitap da o oldu.

18 Haziran 2016 Cumartesi

Deliduman - Emrah Serbes

(Meraklı Baykuş - Edebiyat)

Martıları sevmeyen herkese martıları sevdirecek bir roman Deliduman. En sevdiği yerlerden biri belediyenin lağım arıtma tesisi olan Çağlar, görüp görebileceğiniz en değişik on yedi yaşındaki adamdır herhalde. Kız kardeşine olan bitmek tükenmek bilmeyen sevgisi, kendilerini terk eden aktivist babasına olan nefreti, takıntı haline getirdiği eski sevgilisi, Kıyıdere Başkanı ve onun her daim arkasını toplayan dayısı, annesini sevip sevmediğine karar verememesi, bir sessiz sakin arkadaşı ile aslında nispeten normal bir çocuk görüntüsü çizse de Çağlar'ın farklı olduğunu en başta içtiği elektronik sigaradan anlıyorsunuz.

Düşünceleri ile karanlık denemeyecek fakat pek de aydınlık sayılmayacak iç dünyası ve saplantıları ile bizi Kıyıdere'den bir martının kanadında İstanbul'a uçuruyor Çağlar.

 
Hayattaki yegâne amacı kız kardeşini Michael Jackson dansı ile üne kavuşması için herkesçe izlenen bir yetenek yarışmasına sokmak olsa da, maalesef planı kısa sürede elinde patlar Çağlar'ın. Tüm suçlu da dayısıdır üstelik. Gereksiz yere hem kardeşine hem de kendisine bu yarışma işini ayarlayacağına dair söz vermiştir. Ama maalesef kardeşinin yarışmaya kabul edildiğine dair bekledikleri telefon bir türlü gelmemiştir ve asla gelmeyeceği gerçeği ortaya çıkmıştır.

14 Haziran 2016 Salı

Fang Ailesi - Kevin Wilson



(Nazimo - Edebiyat)

Celeb ve Camille Fang birbirine çok aşık bir çift. Onlar bir de sanata aşıklar. Gerçek sanata.  Halka açık yerlerde senaryosunu sadece kendilerinin bildiği çılgın oyunlarını sergileyip, ortalığı darmadağın ettikten sonra, geldikleri gibi yok oluyorlar.Yaptıkları işe performans sanatı diyorlar. Kayıt altına aldıkları bu gösterilerinin meraklısı çok. Sergiledikleri performanslar ödüller kazanıyor, fonlardan destek alıyor, müze ve galerilerde sergileniyor. 

Çocukları Annie ve Buster'da doğdukları andan itibaren bu gösterilerin bir parçası, oyuncusu oluyorlar. Sanat camiasında bilinen adlarıyla çocuk A ve B, yani Annie ile Buster. 

Aslında okuldaki hocaları Hobert Waxman, Celeb ve Camille Fang'a Annie doğduğunda "çocuk sanatı öldürür" demişti. Ama yıllar sonra çocuk A ile çocuk B'ye baktığında bu önermesini "sanat çocuğu öldürür" şeklinde değiştirmişti. 


13 Kasım 2010 Cumartesi

Kader'in Peşinde - Mehmet Murat Somer


Yazan: nazimo Kategori: Polisiye

Bir Hop-Çiki-Yaya Polisiyesi

Mehmet Murat Somer’ in literatürümüze kazandırdığı Hop-Çiki-Yaya polisiyelerinin son kitabı Kader’ in Peşinde, okurken beni yine kopardı.

Kitabın konusunda geçmeden önce biraz Hop-Çiki-Yaya polisiyelerinden bahsetmek istiyorum. Kitaplar polisiye olmasına polisiye ama, kahramanları, öyle çok da alışık olduğumuz kahramanlardan değil. Serinin baş rolünde ve merkezinde, isteyerek ya da istemeyerek esrarengiz olayların ortasında kalan, amatör dedektif Burçak Veral var. Kendisinin esas adı nedir onu hiç öğrenemiyoruz.

Burçak, gündüzleri genellikle erkek kıyafetleriyle geziyor, gece olunca da,  hayranı olduğu Audrey Hepburn kıyafetleri içerisinde, Beyoğlu’nda işlettiği ve aynı zamanda ortağı olduğu  sosyetik gay pubda arz-ı endam ediyor. Kendisinin şaşırtıcı özellikleri bu kadarla da kalmıyor; usta bir kickbox dövüşçüsü olan Burçak, yine ortağı olduğu bir bilgisayar şirketinde özel müşterilerine yasa dışı “hackerlık” hizmetleri  sağlıyor.  

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Jonathan Strange ve Bay Norrell - Susanna Clarke

(Elfy - Edebiyat)

“İngiltere’ye iki büyücü gelecekİlki benden korkacak, ikincisi beni görme özlemiyle yanacak,İlkini hırsızlar ve katiller yönetecek, ikincisi kendi yıkımında suç ortağı olacak,İlki kalbini karanlık bir ormanda karlar altına gömecek ama yine de sızladığını hissedecek,İkincisi en değerli varlığını düşmanının elinde görecek…İlki hayatını yalnız geçirecek, kendi kendisinin gardiyanı olacak,İkincisi ıssız yollarda yürüyecek, başında fırtına, yüksek bir tepede karanlık bir kule arayacak…”

Kitabı keşfetmem, Neil Gaiman sayesinde oldu. Neil Gaiman “Jonathan Strange ve Bay Norrel hic kuşkusuz İngiliz fantastik romanının son yetmiş yılda yazılmış en mükemmel örneği…” diyerek selamlamış kitabı. Bana da okumak kaldı elbette. (Neil Gaiman asla göz ardı edemeyeceğim isimlerden biri ve bunu söylerken İngiliz fantastik romanı ile İngiltere’de yazılmış fantastik romanı birbirinden ayırdığını belirtmek isterim. Yüzüklerin Efendisi gibi son derece başarılı epik fantastik anlatıları, bunlar İngiltere’de yazılmışsa da “İngiliz” fantastik romanı kabul etmiyor.