sezgin kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sezgin kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Deccal'in Hatırı - Sezgin Kaymaz

deccal'in hatırı ile ilgili görsel sonucu
(Nazimo - Edebiyat)

Sevinç Kuşları üçlemesinin ilk kitabı Deccal'in Hatırı'nı şimdi bitirdim. Sezgin Kaymaz açık ara en sevdiğim yaşayan Türk yazarı. Sevinç Kuşları üçlemesi, Lucky ve Farfara dışındaki tüm kitaplarını okudum. Deccal'in Hatırı bence Sezgin Kaymaz'in diğer kitaplarından çok farklı. Bir kere çok kalabalık bir roman ve biraz fazla +18 olmuş. O yönüyle şaşırttı beni.
Neyse biz kitaba dönelim. Olaylar 1989 yılında geçiyor. Tabi ki yine Ankara sokakları romana ev sahipliği yapıyor. Kişisel edebiyat atlasımda Ankara dendiğinde aklıma ilk gelen yazar Sezgin Kaymaz.  O günlerde Mesut Yılmaz manşetli gömlek modaymış. Ben romanın yalancısıyım, yoksa bildiğimden değil. Hikayede Veysel İnan isimli bir doktorumuz var ve bence yapmış olduğu 6 farklı daldaki ihtisası saymazsak (yoksa beş miydi, emin olamadım), kendisini bildiğiniz deli olarak niteleyebiliriz.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Uzunharmanlar'da Davetsiz Bir Misafir - Sezgin Kaymaz

uzunharmanlar'da bir davetsiz misafir ile ilgili görsel sonucu
Bu ay Robinson Crusoe bize yine konuk oldu.
(Robinson Crusoe - Edebiyat)
 
Merhabalar, karşınıza bu sefer sayın editörüm sayesinde tanıştığım bir yazar olan Sezgin Kaymaz’ın kitabıyla çıkıyorum. Sezgin Kaymaz son yıllarda yetişen kaliteli yazarlarımızdan bir tanesidir, kitabı okumamda ise müthiş bir tesadüf söz konusudur.
Efendim bilenler bilir Kadıköy’de Gemide isminde harika bir mekân vardır. “Bir memleket gibidir gemi” mottosudur ve Gemide de memleket gibidir. Olayımız 2015 senesi Kasımının 15’inde geçiyor, birkaç arkadaş Gemide’mizin üst katında oturmuş, sohbetimizi ediyoruz. Konu kah Beşiktaş olur kah kitaplar olur. 2015 senesinin Tüyap kitap fuarının son günüymüş, kalkmamıza yakın bir vakit arkamda kalan kat bölümünde bir hazırlık var dikkatimi dağıtan, dikkatimi çeken ise birleştirilen masaların üzerindeki kitaplar. Kitaplardan birisi de Sezgin Kaymaz’ın o dönem çıkmış yeni kitabı Son Şura.
 
 

15 Mayıs 2016 Pazar

Bugün Bize Kim Geldi - Sezgin Kaymaz

(Yazan Nazimo - Edebiyat)

Canım Sezgin Kaymaz'ın son kitabı Bugün Bize Kim Geldi'yi uyku tutmayan bir gecenin sabahında, saat altı civarında bitirdim. Yine aynı şey oldu. Kitabın son sayfasını okudum, kapağını kapattım ve içimde havai fişekler. Bir ruhum taşmış, bir gözüm dolmuş hali. İçim içime sığmıyor, anlatmam lazım birilerine. Sabahın çok erken bir saati olduğu için anlatamadım, yazdım ben de.

Kitapta birbirinden lezzetli, bir şekilde iç içe geçmiş 8 tane öykü var. Ama bu kitap Sezgin Kaymaz'ın diğer yazdıklarından farklı. İçini açmış sanki bize Sezgin Kaymaz. Kendi hayatının hikayeleri.

Bu kitapta hentbol antrenörü bir adam, jimnastikçi eskisi karısı Hülya, evleri, hayvanları, adamın annesi Sabiş, kardeşleri var. Ben nedense bu öykülere Hülyalı öyküler demek istedim. Hülya'yı çok sevdim. Kocasıyla arasındaki ilişkiyi, kızınca kocasına sadece pis diyebilmesini, hayvanlarıyla olan ilişkisini. Sonra Sabiş'i çok sevdim. Adamın annesini. Hayatla ve çocuklarıyla mücadelesini, deyip deyip de başka da bir şeycikler diyememesini. 

11 Mart 2016 Cuma

Kün - Sezgin Kaymaz


(Nazimo - Edebiyat)

Sezgin Kaymaz'dan okuru sayfadan sayfaya peşinden soluksuz koşturan bir roman daha. Kün! 

Bu kitap nasıl anlatılır bilmiyorum. Gerçekle mucizenin, bu dünyayla öte dünyanın, masumla günahkarın, inançlıyla inançsızın, mizahla acının iç içe geçtiği, birbirine karışıp hercümerç olduğu akıllara ziyan bir öykü. Sezgin Kaymaz bu hikayeleri nereden bulup yazıyor diye sorduğum bir arkadaşım, Anadolu'dan diye cevap verdi bana. Hakikaten bu roman Anadolu'nun tam da ortasında geçiyor. 40 sene öncesinde Ankara'nın Boğaziçi ve Yeşil Bayır köyüyle, Konya'nın Karaaslan köyü arasında, oraların insanları arasında gidip geliyor. 

Karaaslan'lı küçük bir çocuk olan Ömer'in etrafında ilmik ilmik bir hikaye örülüyor. Bu hikayede kimler yok ki, Mesela Muhtar Hacı Naci Kalaycı var ki kendisi Yeşilbayır mahallesi diye bilinen bölgede parsel parsel arsa çevirip satmış ve bu mahallenin Ankara'ya kazandırılmasında birinci dereceden rol oynamıştır. 

23 Ağustos 2010 Pazartesi



Zindankale – Sezgin Kaymaz


Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Korkunç bir kabus Ankara’da 2 ayrı evde birbirini tanımayan iki ayrı kişi tarafından aynı anda görülüyor. Hem de bir kez değil, 3 gece üst üste. Aynı detayda, aynı gerçeklikte ve üstelik noktası, virgülü değişmeksizin. O kadar canlı ve gerçek bir kabus ki, rüyayı paylaşan 30 yaşındaki iki genç; Davut ve Çiğdem rüyanın sabahında yataklarını ıslatmış olarak uyanıyorlar. Hem de üç gece üst üste. Davut rüyasını dedesine, Çiğdem annesine anlatıyor. Paylaşılan rüya bu iki eve de bomba gibi düşüyor. 30 yıldır saklanan sırlar, sanki zincirlerinden boşanmışçasına saklandıkları yerlerden kopup geliyorlar. Yataklarını ıslatan masumların hiç bir şeyden haberleri yok. Ne rüyayı neden gördüklerini biliyorlar, ne de gördükleri rüyanın kendileri için ne kadar önemli olduğunu. Tıpkı Davut’un 30 yıllık dedesi Şadıman Beyefendi’nin (soyadı Beyefendi) dediği gibi; hiç bir şey durup dururken olmuyor, olduruluyor.

Çiğdem’in annesi Sevim Hanım’ın içine bir ateş düşüyor. Yıllar sonra günahlarıyla yüzleşiyor. Siroz hastası kardeşi Selim ve ahretlik komşusu Rüveyde onu konuşması için zorluyor. Davut’un dedesi sırrın tek sahibi değil. O da sırdaş arkadaş meclisini topluyor. Buzdolapçı Ali Fuat, Uzun Sedat, Sağlık Kabinci Kamil. Hepsi sırların artık açığa çıkması gerektiğini biliyor, bu gerçeği kabul ediyor ama nasıl yapacaklarına bir türlü karar veremiyorlar. Onlar anlatmaktan kaçındıkça, kader onlara mesaj yollamaya devam ediyor. Davut’la Çiğdem’in rüyaları kaldığı yerden devam ediyor. Konuşmaktan kaçınmaya çalışmanın anlamı yok. Onlar gerçekleri rüyalarında görmeden evvel, gerçekler usturuplu bir şekilde bu gençlere anlatılmalı. 

15 Temmuz 2010 Perşembe



Kaptanın Teknesi – Sezgin Kaymaz


Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Durmamalı, dinlenmemeli ve yazmalıyım ‘O’ nu. Uyumamalıyım, yemek de yememeliyim gerekirse ve zamanında bitirmeliyim… Yoksa ‘O’nun kim olduğunu benden başka bilen de olmayacak…Üç gün önce başladı her şey… sadece üç gün önce…

Hacettepe Üniversitesi, Beytepe Kampüsü’nde İngiliz dili ve edebiyatında eğitim gören Selen ve Cavidan için sıradan bir gün. Aslında onları sınıfın diğer öğrencilerinden ayıran bir özellikleri var. İkisi de üniversiteye 5 sene rötarlı olarak başlamışlar, yani sınıf arkadaşlarından 5 sene  daha yaşlılar. Aralarındaki arkadaşlık ilişkisini çok değişik kelimelerle tanımlamak mümkün. Çok samimi arkadaşlık, sıkı dostluk, birbirine destek olunan arkadaşlık, arkadan vuran arkadaşlık, birbirinin kuyusunu kazan arkadaşlık, kötü gün dostluğu. Hepsini söylemek mümkün.

25 Mayıs 2010 Salı



Sandık Odası – Sezgin Kaymaz

Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Öykü


Bazı hikayeler beni gerçekten güldürdü; şişman bir ailenin diyet serüveninin anlatıldığı “Geleneksel Kömüş Günü Şenlikleri” isimli öykü gibi. Hikaye aşırı şişmanlığın neden olduğu tüm rezilliği en ince detayına kadar  gözümüze sokarak anlatırken, bir yandan da lezzetli yemekleri mideye lüpletmenin ölümcül zevkini bize tattırıyor. Okurken hem güldüm, hem imrendim, hem de iğrendim.

Gecenin zifiri karanlığında, korkusuzluğunu arkadaşlarına ispatlamak için, mezarlıkta helva kavuran Korkusuz’un ve onun nasıl korkacağını seyretmeye gelen arkadaşlarının hem komik, hem de ürkünç öyküsü “Helva” alacakaranlık kuşağı hikayelerinden fırlamış gibiydi. Okurken güldüm ama, bir taraftan da tırsmadım desem yalan olur yani.

20 Nisan 2010 Salı



Ateş Canına Yapışsın – Sezgin Kaymaz

Yazan: nazimo Kategori: FantastikKurgu

Azazil başlangıcını bilmediği zamandan beridir Allah’ın cennetinde, cennetin diğer sakinleriyle birlikte mutlu ve mesut  yaşıyor, Rabbine ibadet ediyor ve küçük meleklere; o altın saçlı, narin yaratıklara öğretmenlik yapıyordu. Azazil küçük meleklerin Büyük Usta’sıydı. Cennette tüm yaratılanlar Allah’ın sevgili kulları idi ama Azazil ve diğer dört büyük melek; Cebrail, Mikail, Azrail ve İsrafil Allah’ın daha da  sevgili kullarıydılar. Azazil ise onların arasında bile daha farklıydı. Kendini hepsinden özel ve güzel buluyordu. Diğerleri nurdan yaratılmıştı ama Azail, Büyük Usta, dumansız ateşten yaratılmıştı. Bir tek o ateşten yaratılmıştı. Tek olduğuna göre o en özeldi. Fıtratında ateş vardı. İçi kıpır kıpırdı. Rabbinin sevgisi sayesinde içindeki ateşi dizginliyor ve hak yolundan ayrılmıyordu. Ta ki, bir gün haberci melek Cebrail, Adem’in gelişini müjdeleyinceye dek.

Tanrı Cebrail vasıtasıyla tüm kullarını kükreyen çimenler platosuna topladı. Cebrail onlara müjdeyi verdi.

6 Nisan 2010 Salı



Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir – Sezgin Kaymaz

Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Kahramanımız Musa, ailesinden, yaşamından kaçmak, biraz kafasını dinlemek için Uzunharmanlar mahallesinde, viran bir ahşap ev kiralar. Yanında getirdiği kayda değer tek eşyası kitaplarıdır. Bir akşam vakti kitapları ve üç parça eşyasını eve taşırken, evin kiralamaya geldiğinde gördüğü evden çok daha temiz ve bakımlı olduğunu fark eder. Önce, ev sahibi Beyabi’nin temizlik yaptırmak için ona verdiği parayla çok iyi iş çıkardığını düşünür. Sonra evdeki bakımın iyi niyetli bir temizlik ve bakım harekatının çok ötesinde olduğunu fark eder.  Metruk bahçe temizlenmiş, düzenlenmiş, banyo ve mutfak onarılmış, yer yer yenilenmiş, dolaplar boyanmış, raflara muşambalar serilmiş, mutfağın kap kaçak ve erzak eksiği tamamlanmış, tiryakisi olduğu çeşit çeşit Seylan çayları tel dolaba yerleştirilmiş, buzdolabı envai çeşit zeytinyağlılarla donatılmış, tertemiz mis kokulu çarşaflarla yataklar yapılmış, hatta gardıroba tam bedenine uygun gömlek, pantolon, kazaklar yerleştirilmiş,  çekmecelere ise arasına kokulu sabunlar sıkıştırılmış çamaşırlar istif edilmiştir.
 Musa taşınma sırasında çok meraklı bir mahalleye geldiğini fark etmiştir. Taşınma bitene kadar, civardaki tüm evlerin perdeleri aralanmış ve meraklı insan gözleri, Musa son kutuyu da eve taşıyana ve hatta perdesini kapamayı akıl edinceye kadar onu izlemiştir.

1 Nisan 2010 Perşembe



Geber Anne – Sezgin Kaymaz

Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Beni çok şaşırtan bir fantastik romanın son satırlarını biraz evvel bitirdim.

Melek ve kocası Şükran İsmailoğlu, iki oğulları ile birlikte mutlu bir hayat sürmektedir. Melek Anne özellikle “Sarı Prensim” diye çağırdığı küçük oğlu Tayfun’u ayrı bir sevmektedir. Kendi deyimiyle Sarı Prensi onun biricik aşkıdır.

Sarı Prensin 17. yaşına basacağı gün, tüm ailenin hayatını değiştirecek bir olay yaşanır. Arkadaşlarıyla doğum gününü  kutlamaya giden Tayfun eve, döneceğini söylediği saatten 2 saat evvel gelir. Şaşkınlık içerisinde köpekleri Sarı’nın bahçeye kapatılmış olduğunu fark eder. Halbuki Melek Anne asla Sarı’nın dışarıda yalnız kalmasına izin vermez. Kapıyı aceleyle açarak içeri girer. Balkonda yerde kırılmış saksı çiçeğini görür. Melek Annenin “küçük orospu” diye sevdiği ve özenle yetiştirdiği çiçeği yerlere saçılmıştır. Annesi şaşırtıcı bir şekilde çağrılarına cevap vermemektedir. Annesinin yatak odasından gelen sesleri duyar. Fısıltılar ve somya gıcırtıları. Sarı Prens içindeki meraka daha fazla dayanamaz, odanın kapısını açar ve dolabın içine doğru çekilen tanımadığı bir erkek bacağını görür. Sarı Prens her şeyi anlamıştır. Melek Anne’ye döner ve Geber Anne diyerek evden ayrılır.