28 Şubat 2012 Salı


Tavan Arasındaki Budha - Julie Otsuka

Yazan: nazimo Kategori: Kategori dışı

Az önce baş kahramanı olmayan bir roman bitirdim. Romanın kahramanları 1900’lerin başında Japonya’dan Amerika’ya evlenmek üzere yola çıkan bir gemi dolusu kadın. Resimlerinden görüp, tanıyıp, aşık olup ya da aşık olmayıp, üzerlerine umut dolu gelecek hikayeleri yükledikleri adamların yanına gitmek üzere her yaştan, değişik şehirlerden, köylerden, ailelerini geride bırakarak, bir geminin tabanına istiflenen kadınlar.

Karaya ayak bastıklarında onları hayal kırıklıkları bekliyordu. Çünkü hepsini ellerindeki resimlere hiç benzemeyen, kimisi daha yaşlı, kimisi daha hırpani, kimisi daha kaba ama hepsi de çok yoksul adamlar karşıladı. Uzun gemi yolculuğu boyunca kendilerine yakın hissettikleri o resimlerdeki adamlar yoktu karşılarında. Dönüşü olmayan yoldan geldikleri için herkes kaderine razı oldu ve tanımadıkları adamlarla kendi yollarına gittiler. 

9 Ocak 2012 Pazartesi



Nilgün – Refik Halid Karay

Yazan: nazimo Kategori: Klasikler| Kurgu

İtalyanların Habeşistan’ a sevkiyat yaptıkları sırada idi; 1936 senesinde. Faşist askerle dolu bir İtalyan vapurundayım:  Mazotla işleyen 22 bin tonluk, 24 mil süratinde bembeyaz Conte Verdi adındaki bir yolcu vapuru…
Şark’a gidiyorum. Niçin? Ben kimim? Sizlere bunu şimdiden söylemeyeceğim. Yazıma ifşaatla başlamayalım. Önceden izahat vermemekle beraber öyle tahmin ediyorum ki hikayem ilerledikçe şahsiyetim kendiliğinden belirecek.”

Conta Verdi vapurunda yola çıkan bizim baş erkek kahramanımız. Aslen İstanbul’lu, 40’lı yaşlarının başında, oldukça yakışıklı ve atletik, başından 3 evlilik geçmiş, birkaç dili ana dili gibi konuşan esrarengiz bir adam. Esrarengiz diyorum, çünkü ne  iş yaptığını tüm roman boyunca öğrenemiyoruz.  Anlattıklarından çok fazla seyahat ettiğini, Mısır, Suriye, Hicaz, Avrupa, Hindistan, Cava, Amerika, Güney Amerika’ya, Uzak Doğu’ya gittiğini, gittiği her yerde işlerini hallettirecek birilerini  tanıdığını, çok çapkın olduğunu, hayatına değişik milletlerden bir sürü kadının girip çıktığını anlıyoruz.

4 Ekim 2011 Salı


Şairin Romanı - Murathan Mungan

Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Polisiye

Murathan Mungan’ın son kitabı Şairin Romanı'nı maalesef bitirdim. Maalesef diyorum, çünkü bitmesin diye kitabı usul usul, azar azar okudum. Romanın sonunda “1995-2010” ibaresi yer alıyor. Kitabın yazımı 15 yıl sürmüş. Tarihleri görür görmez düşündüğüm ilk şey her bir gününe değmiş oldu.  Çok uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir roman olmamıştı. Bu romanın Türkçe yazılmış olmasının büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.  Kitap, konusunun yanında anlatımı ve diliyle de  beni büyüledi. Bir çok paragraftan sonra  kendimi budur işte derken buldum. 

Gemann, sabah, tam hesapladığı gibi gün doğarken giriyor Kohragandt’a. Bütün şehir uykudayken. En sevdiği şey buydu. Bir şehre uyurken girmek… Sokaklar henüz akmaya başlamamış, gündeliğin dağınık hikayeleriyle meydanlar kalabalıklaşmamış, hayat tekrarlar ve rastlantılarla saçaklanmamışken. Pazarlara tezgahlar kurulmamış, balkonlara çamaşırlar asılmamışken. Şehir henüz sessizliğin elindeyken. Sabah nemiyle kabaran saksı çiçeklerinin, balkon arsızı gür sarmaşıkların kokusunun ortalığı sardığı, şehrin sarısabır rengi taş döşeli sokaklarında, atının usul ve kendinden emin adımlarıyla Güvenlik Merkezi’ne doğru ilerlerken, burayı hep sevmiş olduğunu düşünüyor. Ekmek fırınlarından yükselen günün ilk ekmeğinin buğusu hayatın başladığını söylüyor ona. Her şehrin ekmek kokusu farklıdır; biliyor. “     

15 Haziran 2011 Çarşamba



Az - Hakan Günday

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Az, Hakan Günday’ın yazdığı son,  benim ise okuduğum ilk kitabı. Kitap biteli neredeyse 15 gün oldu. Üzerinden bu kadar süre geçmesine rağmen,  halen kendimi kitapla ilgili düşünürken buluyorum. Kimi zaman içim burkuluyor, kimi zaman da kitabın sonunu hatırlayıp, gülümsüyorum.

Az’da Hakan Günday, Türkiye’nin birbirinden çok uzak köşelerinde aynı yılda doğan ve aynı ismi taşıyan iki çocuğun hayatı ekseninde anlatmak istediklerini çok vurucu bir şekilde anlatmış. Çocuklardan bir tanesi, Türkiye’nin doğusunda kız olarak doğan ve devlet yatılı okulunda okuyan Derda, diğeri de İstanbul’da sırtını mezarlık duvarına dayamış bir gecekondu mahallesinde doğan, hiçbir zaman okula gidememiş erkek Derda.  Her iki Derda da bu hayata en dibinden başlamak zorunda kalmışlar.

Kitabın ilk bölümünde, annesinin 2 inek almaya yetecek kadar bir para karşılığında Londra’da yaşayan bir Şıh’ın oğluna karı olarak sattığı, 11 yaşındaki Derda’nın yaşamına eşlik ediyoruz.  Adı Londra olan, ama aslında bir tarikat evinin birkaç oda ve salondan ibaret dünyasında,  Derda’nın nasıl örselendiğini, nasıl tacize ve şiddete maruz kaldığını, çocukluğunu nasıl yitirdiğini Hakan Günday’ın yalın ama vurucu anlatımından okurken, okuyucu olarak sizde örselendiğinizi, kirlendiğinizi hatta aşağılandığınızı düşünüyorsunuz. 16 yaşına kadar hapsolduğu bu duvarlar arasından kendine bir çıkış arayan Derda’nın, umutsuzca çare diye sarıldığı kaçış yollarının, onu bulunduğu yerin yedi kat daha altına sürüklemesine tanıklık ediyorsunuz. Bundan daha beteri yoktur artık derken, beterin de beteri olduğunu görüyorsunuz. 

13 Kasım 2010 Cumartesi

Kader'in Peşinde - Mehmet Murat Somer


Yazan: nazimo Kategori: Polisiye

Bir Hop-Çiki-Yaya Polisiyesi

Mehmet Murat Somer’ in literatürümüze kazandırdığı Hop-Çiki-Yaya polisiyelerinin son kitabı Kader’ in Peşinde, okurken beni yine kopardı.

Kitabın konusunda geçmeden önce biraz Hop-Çiki-Yaya polisiyelerinden bahsetmek istiyorum. Kitaplar polisiye olmasına polisiye ama, kahramanları, öyle çok da alışık olduğumuz kahramanlardan değil. Serinin baş rolünde ve merkezinde, isteyerek ya da istemeyerek esrarengiz olayların ortasında kalan, amatör dedektif Burçak Veral var. Kendisinin esas adı nedir onu hiç öğrenemiyoruz.

Burçak, gündüzleri genellikle erkek kıyafetleriyle geziyor, gece olunca da,  hayranı olduğu Audrey Hepburn kıyafetleri içerisinde, Beyoğlu’nda işlettiği ve aynı zamanda ortağı olduğu  sosyetik gay pubda arz-ı endam ediyor. Kendisinin şaşırtıcı özellikleri bu kadarla da kalmıyor; usta bir kickbox dövüşçüsü olan Burçak, yine ortağı olduğu bir bilgisayar şirketinde özel müşterilerine yasa dışı “hackerlık” hizmetleri  sağlıyor.  

7 Kasım 2010 Pazar



Usta ile Margarita – Mihail Bulgakov

Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kategori Dışı| Kurgu

Kitabı bitireli bayağı oldu. Yani bu yazıya başlamadan önce demlenmesi için yeterince bekledim. Kitabın arka kapağında Usta ile Margarita’nın bir baş yapıt olduğu yazıyor. Ben de aynen öyle düşünüyorum.

Bugalov 1891 yılında doğmuş ve eserini tamamladığı 1940 yılında ölmüş. Eserin yazılması 12 sene sürmüş. Kitap da ölümünden ancak 26 yıl sonra, o da bazı bölümlerinin sansürlenmesi suretiyle basılabilmiş ve kendi ülkesinde kendi insanları tarafından okunmuş. Bukalov’un hayatının talihsiz bir hayat olduğunu düşünüyorum. Neredeyse tüm ömrü Stalin’in iktidarında geçmiş. Küs olduğu bir sistemin içinde yaşamak zorunda kalmış. Bu nedenle bana göre bu kitap sisteme karşı sessiz bir baş kaldırış.
Bence yazılması da ondan 12 sene sürmüş. Sanki “Konuşamıyorum ama yazıyorum” der gibi.

29 Eylül 2010 Çarşamba



Bir Gün – David Nicholls

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

15 Temmuz 1988 günü Emma ve Dexter’ın hayatında bir dönüm noktasıdır. O gün Dexter arkeolojiden ortalama bir derece ile,  Emma da tarih ve İngiliz edebiyatından çift dalda uzmanlık yaparak mezun olurlar.  Emma işçi bir ailenin kızıdır, sol ve feminist akımların içindedir. Dexter ise, zengin bir ailenin gelecek kaygısı taşımayan oğludur. Bu iki ayrı dünyanın insanı, her ne kadar birbirlerine göz aşinalıkları olsa da 15 Temmuz 1988 gününün akşamında katıldıkları mezuniyet partisinde resmen tanışırlar ve bunu bir adım daha öteye götürerek tek gecelik bir aşkı paylaşırlar. İkisi de 22 yaşındadır, ikisi de çok gençtir ve yepyeni bir hayat önlerinde uzanmaktadır.

Beraber geçirilen sürpriz gecenin ardından Emma ve Dexter’ın yolları ayrılır. O gece ikisi arasında yaşananlar –bunu daha sonra öğreneceğiz- sonucunda aralarında oluşan bağı bir şekilde yıllar boyunca koparmamayı başarırlar.