22 Temmuz 2010 Perşembe



Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri – İsmail Güzelsoy


Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Biz -okuyucu- bu hikayeyi son meddah ya da kendisinin deyişiyle meselperdaz Değil Efendi’nin ağzından, bir çadır tiyatrosunda, temaşacıların arasında dinlemekteyiz. Dinlediğimiz sadece bir öykü değil. Değil Efendi de sıradan bir meselperdaz değil. O çok güzel hikaye anlatan, sadece hikaye anlatmakla da kalmayıp, hikayesini konuya bağlı küçük göz boyuma oyunlarıyla da şenlendiren bir halk filozofu. Değil Efendi meselinin en başında temaşacıları Tanrı’nın en önce yarattığı “Hiç” ve sonra Hiçliği doldurmak için yarattığı “Şey” ile yüzleştiriyor. Sonra da Şey’i renklerle beziyor. Hiç’i de, Şey’i de, Renkler’i de gözümüzde öyle bir canlandırıyor ki, kendimizi ilk dakikadan, tıpkı çadırdaki diğer temaşacılar gibi Değil Efendi’nin çekim gücüne hevesli bir şekilde bırakıyoruz.

20 Temmuz 2010 Salı



Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi – Umberto Eco

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Giambattista Bodoni 25 Nisan 1991 tarihinde başına gelen kaza nedeniyle daldığı derin uykudan uyandığında, ne adının Giambattista Bodoni olduğunu, ne içinde bulunduğu yılı,  ne de Paola adında bir karısı, 2 kızı ve 3 torunu olduğunu hatırlıyordu ama Napolyon döneminde yaşamış ünlü bir matbaacı olan  adaşı Giambattista Bodoni’yi gayet iyi hatırlıyordu. Bodoni’nin başına gelen kaza her ne ise –bunu hiç bir zaman öğrenemiyoruz- hafızasında sıra dışı bir hasar bırakmış; tüm entelektüel bilgi birikimi yerli yerinde dururken, şahsına ait tüm anılarını elinden almıştı.  Giambattista Bodoni ya da ailesinin ona seslendiği adıyla Yambo artık geçmişi olmayan bir adamdı. 

Hastaneden evine dönen Yambo, hem ailesiyle, hem dostlarıyla hem de işiyle yeniden tanışmak zorundaydı. Bir karısı olması güzeldi, Paola tatlı ve anlayışlı bir kadına benziyordu ama kazadan önce onunla ilişkisi nasıldı, bunca yılın ardından onu hala seviyor muydu, çok sık kavga ederler miydi? Bunların hiç birini hatırlamıyordu. Kendisinin sahaf olduğunu söylemişlerdi. İş yerine gittiğinde sahip olduğu eski kitaplar karşısında şaşkınlığa kapıldı. Çok kıymetli kitapları vardı. Her bir kitabın basım yılına, basıldığı matbaaya, dizgisine, cildine baktığında o kitabın kıymetini, değerini, nerede satılabileceğini biliyordu ama o kitabın sahibi olduğunu, ne zaman ve nereden aldığını hatırlamıyordu.

15 Temmuz 2010 Perşembe



Kaptanın Teknesi – Sezgin Kaymaz


Yazan: nazimo Kategori: Fantastik| Kurgu

Durmamalı, dinlenmemeli ve yazmalıyım ‘O’ nu. Uyumamalıyım, yemek de yememeliyim gerekirse ve zamanında bitirmeliyim… Yoksa ‘O’nun kim olduğunu benden başka bilen de olmayacak…Üç gün önce başladı her şey… sadece üç gün önce…

Hacettepe Üniversitesi, Beytepe Kampüsü’nde İngiliz dili ve edebiyatında eğitim gören Selen ve Cavidan için sıradan bir gün. Aslında onları sınıfın diğer öğrencilerinden ayıran bir özellikleri var. İkisi de üniversiteye 5 sene rötarlı olarak başlamışlar, yani sınıf arkadaşlarından 5 sene  daha yaşlılar. Aralarındaki arkadaşlık ilişkisini çok değişik kelimelerle tanımlamak mümkün. Çok samimi arkadaşlık, sıkı dostluk, birbirine destek olunan arkadaşlık, arkadan vuran arkadaşlık, birbirinin kuyusunu kazan arkadaşlık, kötü gün dostluğu. Hepsini söylemek mümkün.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Jonathan Strange ve Bay Norrell - Susanna Clarke

(Elfy - Edebiyat)

“İngiltere’ye iki büyücü gelecekİlki benden korkacak, ikincisi beni görme özlemiyle yanacak,İlkini hırsızlar ve katiller yönetecek, ikincisi kendi yıkımında suç ortağı olacak,İlki kalbini karanlık bir ormanda karlar altına gömecek ama yine de sızladığını hissedecek,İkincisi en değerli varlığını düşmanının elinde görecek…İlki hayatını yalnız geçirecek, kendi kendisinin gardiyanı olacak,İkincisi ıssız yollarda yürüyecek, başında fırtına, yüksek bir tepede karanlık bir kule arayacak…”

Kitabı keşfetmem, Neil Gaiman sayesinde oldu. Neil Gaiman “Jonathan Strange ve Bay Norrel hic kuşkusuz İngiliz fantastik romanının son yetmiş yılda yazılmış en mükemmel örneği…” diyerek selamlamış kitabı. Bana da okumak kaldı elbette. (Neil Gaiman asla göz ardı edemeyeceğim isimlerden biri ve bunu söylerken İngiliz fantastik romanı ile İngiltere’de yazılmış fantastik romanı birbirinden ayırdığını belirtmek isterim. Yüzüklerin Efendisi gibi son derece başarılı epik fantastik anlatıları, bunlar İngiltere’de yazılmışsa da “İngiliz” fantastik romanı kabul etmiyor. 


7 Temmuz 2010 Çarşamba



Sincap – İsmail Güzelsoy

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

İsmail Güzelsoy Banknot Üçlemesi adını verdiği serinin ilk kitabı Sincap’da bize 1966 kışında geçen bir kaçış öyküsü anlatıyor. 

İskender Sof tanınmış bir şairdir. Milli İstihbarat Ajanları peşindedir. Haydarpaşa Garında bulunma sebebi ise, onu sevdiklerinden ve vatanından uzaklaştıracak olan bir kaçış serüvenine başlamak üzere oluşudur. Trenin kalkmasına 6 dakika kala, kalabalıkta kendisi bekleyen ajanlar Metin’le Mustafa’yı –Şişman- görür. Bu karşılaşma İsmail Sof’a gerçekten acı verir. Çünkü kaçış planını sadece 3 kişi ile paylaşmıştır ki, bunlardan biri sevgili karısı Bihter’dir ve onlardan herhangi biri tarafından ihbar edilmiş olmak yerine Sabahattin Ali’nin kaderini paylaşmayı tercih etmektedir. Tren kalkerken, son dakikada Başkent Ekspresinin arkasından koşarak son vagonu yakalamayı başarmış, Şişman’ın attığı kurşunlardan kıl payı da olsa kaçabilmiştir. Artık kaçış planı deşifre olduğuna göre yeni durumda neler yapması gerektiğine karar vermek zorundadır.

22 Haziran 2010 Salı




İstanbul Hatırası-Ahmet Ümit

Yazan: nazimo Kategori: Kurgu| Polisiye

"İlk kurban Sarayburnu’nda, Atatürk heykelinin hemen önünde bulunmuştu. Cesedin kolları yukarıya doğru uzatılmış, avuç içleri birbirine bakacak şekilde, elleri naylon iple bileklerinden bağlanmıştı. Cesedin iki yana açılmış ayakları deniz yönüne çevriliydi. Ölünün ayaklarının işaret ettiği yerde, iki çilekeş şehir hatları vapuru, denizin iki ağır işçisi, usulca kıpırdayan maviliğin üzerinde köpükten şeritler bırakarak geçiyordu. İnce bir esinti vardı Sarayburnu’nda. Süt mavisi bir aydınlık. Ortalık mis gibi deniz kokuyordu."
Gökyüzünde solmakta olan yarım ay hem cesede hem de  vapurlara eşlik ediyordu.


Cinayeti araştırmak, Ahmet Ümit’in bize tanıştırdığı eski dostlar Komiser Nevzat ve adamları Ali ile Zeynep’e düşüyor. Cesedin birbirine sıkıca bağlanmış ellerinin arasında bir sikke buluyorlar. Sikkenin üzerindeki portreden yola çıkan  Komiser Nevzat ve arkadaşları önce  Tanrı Poseidon’un oğlu Kral Byzas’a, ondan da Kral Byzas’ın, bugün Sarayburnu’nun olduğu yerde M.Ö. 660 yılında kurduğu Byzantion Krallığı’na ulaşıyorlar.

10 Haziran 2010 Perşembe



Kar Kokusu - Ahmet Ümit

Yazan: nazimo Kategori: Gerilim

Kar Kokusu, Ahmet Ümit’in Moskova’nın karları altında geçen politik gerilim romanı. Türkiye’de 1980 ihtilali yaşanmıştır ve asker Türkiye’deki sol örgüt ve parti üyelerine karşı büyük bir sürek avı başlatmış ve yakalananlar hepimizin bildiği malum süreçlerden geçmektedirler. Türkiye’nin bu karışık zamanlarda bir grup TKP parti üyesi yoldaş, Moskova’nın kuzeybatısında Kurkino’da, Uluslararası Leninizm Enstitüsünde, Sovyetler Birliği Komünist Partisinin davetlisi olarak eğitim görmektedir.  Uluslararası Leninizm Enstitüsü  tüm dünyadan yoldaşların geldiği ve Marksizm konusunda eğitim aldığı bir okuldur. Yani gün içinde 72 milletten 72 lisanı duymak mümkündür.

O günlerde Sovyetler Birliği’nde değişim ve yeniden yapılanma sözcükleri evvelce hiç kullanılmadığı kadar çok telaffuz edilmeye  ve tekrar tekrar söylenmeye başlanmış olup, devrim biraz yorgun gözükmektedir.