23 Ağustos 2016 Salı

Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar


(Robinson Crusoe - Edebiyat)


Süslü cümleler kurabilme konusunda pek yeteneğim yok açıkçası, o yüzden bu yazıyı yazmak biraz zor olacak benim için zira, Huzur süslülüğün göz bebeği. Edebiyatımızın en nadide kitaplarından bir inci. En basitinden içinde tamamıyla İstanbul var, İstanbul’la yoğrulmuş hayatlar, İstanbul’un sokaklarında filizlenen bir aşk var. İstanbul’u seviyorsan, bu kitabı başucuna koy, uyumadan önce gözlerinle oku zihninle İstanbul’u seyret.  

Yalnız kitapta dikkatimi zorlayan bir dolu tasvir vardı. Maalesef tasvirle aram hiç iyi değil ama buna rağmen kitaba müdahil olabildim.  Çocukların kahvede oturdukları bir bölüm var mesela, masadakiler çay söylüyor, sonra sohbete iyice dalıyorlar, ben içimden nerede kaldı bu çay diye geçiriyorum, Çocuklar konuşmaya devam ediyor, ben sabırsız, sinirleniyorum. Tam kafamı kaldırıp çaycıyı paylayacağım sırada fark ettim ki otobüsteyim.



 

Olay döngüsüne gelirsek, 3 ana kahramanımız ve bir büyük aşkımız var. Bunların çevresinde zaman zaman hastalıklı, zaman zaman şefkat ve sevgi dolu ve zaman zaman da nefret içeren bir sarmalımız olacak. Mümtaz, Nuran, Suat. Bu üçlüde kanınız önce Mümtaz’ın saflığına, Nuran’ın İstanbulluluğuna kaynayacak sonra Suat’a sinirden köpüreceksiniz. En azından benim için öyle oldu.

Romanda sadece aşk mı var derseniz yok, içinde döneminin siyasi koşullarını, 2. dünya savaşı öncesi İstanbul aydınlarının endişelerini de barındırıyor. Mevcut düzenin yönetim kusurları, eğitim yönündeki eksiklikler ve  neler yapılması gerektiği konuları zaman zaman içki masalarına meze oluyor zaman zaman evlerin misafir odalarında masaya yatırılıyor. Kitap bu haliyle aslında günlük gibi. Sıradan insanların dünyasından bir bölümü aktarıyor.


Birkaç lezzetli pasajla yazıya son vereyim de sen de gidip kitaba başla artık, en nihayetinde her şeyi benim anlatmamı beklemiyorsundur umarım...

"Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı adet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bit yığın yarı münevver hayatı kaplayacak. O zaman ne olacak? Kriz."
İstanbul aydınlarından, Mümtaz'ın velinimeti İhsan Bey abimiz var, fikir adamı.  Eğitimle alakalı öngörüsü bu. Bunu bugünkü eğitim politikasına uyarla, sırıtmaz. Büyük adam vesselam.

"Sen musıkinin Allah'ı elinden kolundan kıskıvrak yakalayıp sana teslim etmesini istiyorsun. Bu imkansız bir şey! Her yerde, ancak getirdiğini bulabilirsin! Allah ne Dede Efendi'nin, ne de başka birisinin cebinde değildir."
Herkesin şakır şakır eğlendiği bi akşam yemeğine Suat da davetli. Rahat durmuyor car car konuşuyor, velinimetimiz İhsan abi, paylıyor bir’ güzel Allah’ın meczubunu.

"Zavallı insanlık! Hangi mesuliyet fikri? James Joyce'in M. Bloom'u gibi, kendi korkularımızın üstüne oturmuş, felsefe ve şiir yapıyoruz."
Bu bölümü sırf J.J sevdiğimden aldım. Ulysses okumayan bizden değildir.


Kitabın en lezzetli bölümlerinden bir tanesini aşağıya aldım. Tevfik bey, bir barbunya balığı üzerinden kaderin bilinmez döngüsüne öyle güzel atıfta bulunuyor ki dillere destan.

"Şu barbunyayı burada bu akşam beraberce yiyebilmemiz için kaderin asırlarca çalışmasını düşün. Evvela Yahya Kemal'in dediği gibi Don ve Volga, Tuna suları Karadeniz'e akacak. Dedelerimiz kalkıp Orta Asya'dan gelecek, yerleşecekler. Sonra, II. Mahmud Nuran'ın büyük dedesini Bektaşidir diye İstanbul'dan Manastır'a nefyedecek; orada Merzifonlu zengin bir binbaşının kızıyla evlenecek. Benim dedem, karısı kaçtıktan sonra kendisini teselli için yazdığı sonra bilmem hangi paşaya hediye ettiği bir Kur'an'ın parasıyla bu köşkü alacak... Delikanlı anlıyor musun? Yedi yüz elli altına bir Kur'an-ı Kerim... Yani bu köşk ve arkadaki arazi... Sonra Nuran'ın babası çocukken hastalanacak, annesi Aziz Mahmud Hüdai Efendi'ye adayacak, büyüyünce pirin dergahına girecek, orada babamla dost olacaklar. Nuran doğacak... Siz doğacaksınız...
Mümtaz barbunyanın bu etnik ve sosyal macerasına bayılmıştı."


Editörün Notu 1: Huzur romanı 22 Şubat 1948 - 2 Haziran 1948 tarihleri arasında Cumhuriyet Gazetesi tarafından tefrika edilmiş, 1949 yılında da kitap olarak tek cilt halinde basılmıştır. 1949 yılından 2004 yılına kadar on üç kez basımı yapılan Huzur, en son Dergah yayınları tarafından yayınlanmıştır.

Editörün Notu 2: Huzur kitabı bugüne dek 18 dile çevrilmiş. Ahmet Hamdi Tanpınar kitaplarının yurt dışı yayın hakkı Kalem Ajans'a aitmiş. Katalnca'dan, Arnavutça'ya kadar çevirisi ve basımı yapılmış.

Editörün Notu 3: Ahmet Hamdi Tanpınar, eserleri ve çeviriliri ile ilgili ajans haberleri derlemesini de buradan bulabilirsiniz.  

Editörün Notu 4: Kalem Ajans'ın Ahmet Hamdi Tanpınar sayfasında çevirilen kitapların kapak görüntüleri var. Üzerine tıkladığınızda da kitap  hakkında bilgilere ulaşıyorsunuz. Buradan ilgili sayfaya ulaşıp, o kapaklara bir göz atın lütfen. Ne kadar kıymetli bir kitabı okuduğunuzu anlayacaksınız. Ben en çok Bulgarcanın kapağını beğendim. İkinci de Arnavutça.

  

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder