22 Temmuz 2010 Perşembe



Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri – İsmail Güzelsoy


Yazan: nazimo Kategori: Kurgu

Biz -okuyucu- bu hikayeyi son meddah ya da kendisinin deyişiyle meselperdaz Değil Efendi’nin ağzından, bir çadır tiyatrosunda, temaşacıların arasında dinlemekteyiz. Dinlediğimiz sadece bir öykü değil. Değil Efendi de sıradan bir meselperdaz değil. O çok güzel hikaye anlatan, sadece hikaye anlatmakla da kalmayıp, hikayesini konuya bağlı küçük göz boyuma oyunlarıyla da şenlendiren bir halk filozofu. Değil Efendi meselinin en başında temaşacıları Tanrı’nın en önce yarattığı “Hiç” ve sonra Hiçliği doldurmak için yarattığı “Şey” ile yüzleştiriyor. Sonra da Şey’i renklerle beziyor. Hiç’i de, Şey’i de, Renkler’i de gözümüzde öyle bir canlandırıyor ki, kendimizi ilk dakikadan, tıpkı çadırdaki diğer temaşacılar gibi Değil Efendi’nin çekim gücüne hevesli bir şekilde bırakıyoruz.


Bu kitabın, ya da Değil Efendi’nin dediği gibi meselin baş kahramanlarını Sincap adlı kitaptan tanıyoruz. Komünist şair İsmail Sof ve onun trende tanıştığı kalpazan Sincap. Sincap, peşinde MİT’in adamları bulunan İskender Sof’a kaçmak için kendi memleketi Iğdır’a gitmesini önerir. Kışın bu zamanlarında Aras nehri donmaktadır ve buradan Rus sınırını geçmek çok kolay olacaktır. İsmail Sof, Sincap’ın teklifini kabul eder ve Sincap’la beraber Iğdır’a gelirler.

Trende yol alırken, İskender tüm hayatı boyunca bir sır olarak sakladığı, kimselere anlatamadığı garip sakatlığını Sincap’a anlatır. İskender çocukluğunda geçirdiği bir kazadan sonra renkleri görme yetisini kaybetmiştir ve o bunu kimselere hatta annesine bile söyleyememiştir. Hayat onun için üzerinde pastel renklerle hafif gölgelendirilmeler yapılmış siyah beyaz fotoğraf tadındadır. Yıllar sonra tam da burada neden bu sırrını Sincap’a anlatır? Belki de sonun başlangıcına gelmeden önce sırtındaki ağır yükü birileriyle paylaşma ihtiyacından….

Iğdır İskender’in renklere yeniden kavuştuğu yer olacaktır. Şehrin ileri gelenlerinden, lafına sözüne hürmet edilen Ahund’un torunu Nuh’un çok özel bir yeteneği vardır.  Renkleri bizim gördüğümüz gibi algılamamaktadır. Nuh renkleri görmeden, onları dokunarak da algılayabilmektedir. Renklerle yaptığı resimler olağanüstüdür.  Nuh’un çizdiği resimler İskender’in gözündeki siyah beyaz perdeyi kaldıracak, onu tekrar renklere kavuşturacaktır.

İskender Iğdır’a vardığında aslında ortalık çok karışıktır. Önce kaymakam, sonra da telgraf memuru vampir olduğu iddia edilen bir şeyin saldırısına uğramış, dolayısıyla köyde gelen telgrafları okuyabilecek kimse yoktur. Ayrıca elektrikler kesilmiş,  kar nedeniyle de köye gazete ulaşamamaktadır. Aslında bu çok iyi bir haberdir, İskender’in firari olduğu bilgisinin belli bir süre için köye ulaşma şansı yoktur.

Sincap’ın dostları İskender’e kaçması için yardım edeceklerdir. Çılgınlık yapma hakkını gençliğinde kullanıp, köyün tam ortasına İstanbul Boğazında gördüğü ve aşık olduğu boğaz konağının aynısını yaptıran yaşlı Ahund, torunu Nuh, el oyuncakları yapan oğlu Hayati, umumhane işleten Sarıcakarı, okuduğu kitaplardaki karakterlere bürünen Iğdır’ın delisi Ninno. El birliğiyle, köye haber ulaşmadan, İskender ve Sarıcakarı’nın evinde karşılaşıp aşık olduğu sevgilisini, MİT Osman ve elemanlarına çaktırmadan Aras’ın öte kıyısına geçirmek için çabalarlar.

Devletin Iğdır’daki eli MİT Osman nevi şahsına münhasır bir adamdır. En büyük düşmanı komünist Moskoflardır ve komünistlerin gizli amacının Türkiye’deki mıknatıs kaynaklarını ele geçirmek olduğunu çok iyi bilmektedir. Ah bir de bunu Ankara’ya anlatabilse! Defalarca rapor yazmasına karşın, Ankara’dan beklediği ilgiyi görememiştir.

Acaba Sincap ve dostlarının çabası İskender’i kaçırmaya yetecek midir, köye Ankara’dan beklenen kötü haber gelecek midir, köyün vampiri kimdir ve İskender’in Iğdır’da gördüğü doğan güneş; Sincap’ın dediği gibi “Türkiye’de doğan ilk güneş” midir, yoksa İskender’in dediği gibi “Son güneş” mi?
http://web.archive.org/web/20100907034911im_/http:/www.neokudum.com/wp-content/plugins/wp-spamfree/img/wpsf-img.php

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder